Denge Radyo | Ümmetin Onurlu Sesi - İslami Radyo - Dini Radyo

(ANKARA)İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
06:01 07:28 12:38 15:15 17:39 19:00

Kurumsal İletişim

Pazartesi - Cuma / 09:00-18:00

Cumartesi / 09:00-16:00

Telefon

(312) 232 35 35

bilgi@dengeradyo.com

Pamak: Hicret, İmani ve İbâdi Bir Sorumluluktur

Hicret’in 1441. yılı hepimize, tüm Müslüman Halklara ve tüm dünya mustaz’aflarına hayırlı olsun, hayırlar getirsin inşaAllah. Rabbimiz yeni Hicri yılda, başta Suriye, Afganistan, Keşmir, Arakan, Mısır ve Gazze olmak üzere, emperyalistlere, despotlara, darbeci zalimlere, Siyonistlere, katil demokrasilere ve askerî ya da kültürel  işgallere karşı direnen Müslüman halkları muzaffer kılsın. Sabır ve direnme gücü versin, yardım ve rahmetini üzerlerine yağdırsın inşaAllah. 

 

Yeni Hicri yıl, hayırlı uyanışlara ve yeniden Hablulluha topluca sarılmak suretiyle Kur'ânî bir inkılâp yaşamamıza ve tevhîdî bir ümmet olmamıza vesile olsun inşaAllah. Bunun için ümmet olarak Kur’an’a doğru hicretimize, ümmet çapında vahiyle fıtratın bütünleşmesine ve Kur’an’la yeniden dirilişimize, böylece Kur’an’ı terk ederek (mehcur bırakarak) (Kur’an’dan hicret ederek) içine düştüğümüz zilletten kurtulup yeniden izzetli günlere kavuşmamıza vesile olsun inşaAllah.

 

By vesileyle, Hicretin 1434. Yılında yaptığım bir konuşmanın metnini sizlerle paylaşmak istiyorum. 

 

Hicret bilincini diri tutma ve seküler kirlenmelerden/ruczdan/akîdevî ve amelî pisliklerden arınıp Kur'an'a doğru hicreti sürekli kılma duasıyla hepinizi Rabbime emanet ediyorum.

 

Hicret’in 1434. yılı hepimize, tüm Müslüman Halklara ve tüm Dünya Mustaz’aflarına hayırlı olsun, hayırlar getirsin inşallah. Rabbimiz yeni Hicri yılda, başta Suriye ve Gazze olmak üzere despotlara ve işgallere karşı direnen onurlu Müslüman halkları muzaffer kılsın. Sabır ve direnme gücü versin, yardım ve rahmetini üzerlerine yağdırsın inşallah. Yeni Hicri yıl, ümmet olarak Kur’an’a doğru hicretimize, ümmet çapında vahiyle fıtratın bütünleşmesine ve Kur’an’la yeniden dirilişimize, böylece Kur’an’ı terk ederek (mehcur bırakarak, Kur’an’dan hicret ederek) içine düştüğümüz zilletten kurtulup yeniden izzetli günlere kavuşmamıza vesile olsun inşallah.

*16. Kasım. 2012 Tarihinde Almanya’da Müslümanlarla Dayanışma Platformu tarafından düzenlenen Hicret Gecesi’nde yapılan konuşmanın tam metni.

Hicretin 1434. Yılında Ümmetin ve İnsanlığın Hâli

Dünyaya, İslam coğrafyasına ve Türkiye’ye baktığımızda; genelde tüm insanlığın, özelde Müslüman halkların, “insanı insanın kurdu” haline dönüştürmüş seküler, paganist modern paradigmanın kuşatması altında nasıl köleleştirildiğini görüyoruz.

Kapitalist emperyalizmin ve çıkarcılığı, hazcılığı, dünyevileşmeyi, lüksü, israfı, azgınlığı, tuğyanı ifade eden tüketim kültürünün, (ölçüsüz, değersiz, ahlaksız kazanım hırsının ve tüketim çılgınlığının) esiri haline getirilmiş insanlığın nasıl sömürüldüğünü, nasıl anlam ve değer kaybına uğratıldığını, insana ait her şeyin nasıl metalaştırılıp fiyatlandırılarak piyasaya sürüldüğünü, ancak nasıl değersizleştirildiğini hüzünle tespit ediyoruz.

Sonuçta fesadın, zulmün, adaletsizliğin, sömürünün nasıl küreselleştirildiğini, insani erdemlerin, insanlık onurunun nasıl ayaklar altına alındığını, aşağılandığını, fıtratların nasıl bozulduğunu, zihinlerin nasıl işgal edildiğini, ruhların nasıl kirletildiğini ve sonuçta insanın nasıl tüketildiğini, insanlık onurunun, insani erdemlerin ve ahlaki değerlerin nasıl çürütüldüğünü, kitlelerin nasıl edilgen sürüler haline getirilip yozlaştırıldığını acıyla gözlemliyoruz.

İslam coğrafyasının nerdeyse her yanındaki, ya kapitalist korsan devletlerin, silah ve petrol kartellerinin çıkarları istikametinde gerçekleştirdikleri doğrudan askeri işgallerle, ya da işbirlikçi despot oligarşilerin, monarşilerin yönetiminde ideolojik, kültürel, ekonomik işgaller ve sömürgeci politikalarla, katliamlarla, Müslüman halkların nasıl kan, gözyaşı ve sefalete mahkûm edildiklerini yüreğimiz kanayarak izliyoruz.

Milyonlarca masum insanın nasıl canice, vahşice soykırımlarla katledildiğini, sefalete mahkûm edilen fakir halkların zengin kaynaklarının nasıl talan edildiğini, on yıllardır mülteci kamplarında geçen, orada doğup orada son bulan, ıstırap, acı ve sefalet dolu Müslüman hayatların acısını yüreğimizde hissediyoruz.

Bir kısım ülkeler modern seküler sapkın paradigmanın ürünü kapitalist emperyalizminin doğrudan askeri işgali altında iken, Türkiye vb bir çok ülke de ideolojik, kültürel ve ekonomik işgali ve emperyalizmi altında bulunmaktadır. Zihinlere yönelik işgaller ise, askeri işgallere göre daha kalıcı ve daha etkili olmakta, çoğu insan zamanla yaşadığı gibi inanmaya başlamakta, ezilen kitleler mağlubiyet psikolojisi içinde ezenlerine benzemekte, onları taklit etmeye başlamaktadırlar.

Bugün bir yanda Suriye’de despot ve katil Baas çetesinin mazlum halka yönelik vahşi katliamları devam ediyor. Diğer yanda ise Siyonist terör devletinin, her yandan kuşatıp açık ceza evine çevirdiği Gazze’nin mazlum ve masum Müslüman halkına yönelik alçakça saldırıları sonucu kadın, çocuk, yaşlı, genç ayırmadan topyekun bir katliam soykırım boyutlarında gerçekleştiriliyor. Ve maalesef batılı devletler ve BM insafsızca seyretmeye devam ediyorlar. Hatta çoğu İsrail’i haklı, işgalci katil çeteye karşı mazlum halkın koruyucusu olan HAMAS’ı suçlu ilan ederek, terör devletine destek vermeyi utanmazca bir cüretkarlıkla sürdürüyorlar.

İşte bu süreçte, bir yandan, İslam coğrafyasında doğulu ve batılı emperyalist devletlerin uşağı despot zalim yönetimlere karşı halk ayaklanmaları yaşanmakta, biriken haklı öfkenin patlaması sonucu bölgenin mazlum Müslüman halkları kaderleri üzerinde söz sahibi olmaya çalışmaktadırlar. Diğer yandan da, bugüne kadar işbirlikçileri olan despot yönetimleri destekleyerek kan ve gözyaşına mahkum ettikleri mazlum halkların kaynaklarını sömüren, onlara büyük acılar yaşatan Batılı liberal demokrat emperyalist devletler, şimdide miadı dolmuş işbirlikçilerini terk ederek yerlerine yine çıkarlarını koruyacak liberal demokratik seküler yandaş yönetimler ikame etmeye çalışmakta ve bunu amaçlayan projelerle bölge halklarını yönlendirme çabaları içinde bulunmaktadırlar. Rabbimiz despotlara karşı haklı olarak ayaklanan ve emperyalist işgallere karşı direnen mazlum Müslüman halkların yardımcısı olsun, bizleri de onlara yardımcılar kılsın. İnşallah Müslüman halklar, bu emperyalist oyunları da fark edip bozacak bir dirayet ve feraseti kuşanarak, despot kahyanın zulmünden demokratik emperyalist ağaya sığınma zilletine düşmeden, yalnız Allah’ı razı etme niyetini ve İslami adaleti ikame etme istikametini koruyarak hareket ederler.

Bugün tüm dünya insanlığını baskısı ve sömürüsüyle hegemonyası altına alan büyük seküler, laik kuşatma, zalim, ahlaksız, hayvandan aşağı küresel uygulamalarla, kapitalist sömürü ve köleleştirme projeleriyle bunalan insanlık, vicdanın sesine, fıtri erdemlere kulak vererek itiraz ediyor. Yeşiller ve küresel karşıtları gibi isimler altında, bizzat Batı içinden milyonlarca mazlum insan meydanları doldurup, bu büyük kuşatma ve sömürüye karşı “yeni bir dünya mümkün” sloganıyla yeni bir dünya arayışı içinde olduklarını haykırıyorlar. Ancak vahiyden kopuk oldukları için, zihinleri modern paradigmanın kodlarıyla şartlandırıldığı için, yeni bir dünya alternatifini bir türlü üretemiyorlar / üretemezler.

Biz Müslümanların elinde ise, işte bütün bu dünya insanlığını kurtaracak, karanlıklardan aydınlığa çıkaracak, zulümden ve sömürüden kurtarıp adalete ulaştıracak mesajı taşıyan, Allah’ın koruması altındaki muhteşem kitabımız Kur’an var. Bu sebeple sorumluluğumuz büyük. İşte Hicret’in 1434. yıl dönümü olan bugünlerde, ilk neslin bu büyük sorumluluğun gereğini nasıl yerine getirdiğini, insanlığı zulümatın / karanlıkların kuşatmasından kurtarıp Kur’an’ın aydınlığına nasıl çıkardığını, cahiliyenin zulüm ve sömürüsünden kurtarıp İslam’ın adaletine nasıl ulaştırdığını düşünmeye, o kutlu neslin muhteşem örnekliğiyle ortaya konan “yoldaki işaretleri” bir daha hatırlayıp, kendimizi ve halimizi sorgulayıp, aynı izzetli yolu takip etmeye azmederek, sorumluluklarımızı kuşanmaya çalışmalıyız. Tıpkı o günün cahiliyesine karşı ilk neslin yaptığını yaparak, günümüz cahiliyesinin küresel ve yerel kuşatmasında yaşanan adaletsizlik, sömürü ve zulümlere karşı vahyi sosyalleştirip, imani, ameli ve yapısal hicretleri gerçekleştirmeliyiz. Böylece “mehcur” bırakarak kendisinden uzaklaşılmış olan Kur’an’a doğru yeniden hicret edip Hablullah’a topluca sarılarak, fıtri arayış içindeki dünya insanlığına şahidlik, örneklik, modellik yaparak yol göstermeliyiz.

HİCRET, İMÂNİ ve İBÂDİ BİR SORUMLULUKTUR

Hicret Nedir? Muhacir Kimdir?

İnsanlık tarihi boyunca, istikametini kaybeden, tevhid inancından sapan, fıtratın yolundan uzaklaşan ve bu sebeple “esfele safiline” (aşağıların aşağısına) “hatta hayvanlardan aşağı” konumlara sürüklenen insanlığa; insani onurunu tekrar kazandırmak, yeniden fıtratın yoluna, tevhidin aydınlığına çıkarmak üzere indirilen vahyin mesajı ile Peygamberler gönderilmiştir.

Peygamberler, çeşitli zindanların karanlıklarına gömülmüş insanlığı, vahyin aydınlığına, iç dünyada, kalplerde yaşanacak inkılapla şirkten tevhide hicrete, tağuttan içtinap edip (uzaklaşıp-kaçınarak) sadece Allah’a kulluk yapmaya çağırmışlardır. “Andolsun, biz her ümmete: “Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının” (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik.”(Nahl 36)

Hicret yolunda ilk aşamaişte bu zihni ve imani hicrettir. Kalbi arınma ve imandır. Yüreklerde yaşanan inkılapla şirkten tevhide hicrettir. Aslında bu anlamdaki hicret iman demektir. Tevhidi bilincin oluşumu demektir. Peygamberlerin Kur’an’daki ifadesiyle manevi anlamdaki bu ilk hicret Allah’a hicrettir: “Ben de Rabbim’e muhacirim / toplumsal yaşamın bütün kirliliklerini terk edip Allah’a hicret ediciyim…” (Ankebut,29/26.)

O halde ilk işimiz zihinlerimizi geleneksel ve modern cahiliyeden arındırmak, öncelikle yapmamız gereken zihinlerdeki cahiliye ideolojilerinin, dinlerinin işgaline son vermektir. İslami olana, Hakka doğru hicret etmek, Hak olan değer, kavram ve ölçüleri batıldan arındırdığımız zihnimize ekmektir.

Hicretin ikinci aşaması, ameli hicrettir. Bu, cahiliye davranış ve amellerinden, tevhidi salih amellere hicrettir. Şirkten tevhide hicretle iman edenler, iman ettikleri değerleri hayata taşımak suretiyle cahiliye amellerini terkle sâlih amellere hicret etmeye ve böylece Kur’an ahlakıyla ahlâklanarak vahye şahidlik yapmaya, daveti hal ve kâl ile insanlara taşımaya çağırmışlardır. Bu anlamda hicret, iman-amel bütünlüğü içinde hayatı vahiyle inşa etmektir. Bireysel ve toplumsal hayatın pratiğinde vahyi sosyalleştirmek, cahiliye hayatından İslami tevhidi hayata hicret etmektir. Yani iman edip söylediklerini önce kendi hayatında yaşayarak tutarlı olmaktır.

İşte bu ilk iki aşama, aslında Müslüman şahsiyetin inşası anlamına da gelmektedir. İman eden birey mü’min, imani ve ameli bir ayrışmayla cahiliyeden kopmakta, aklı, imanı, tasavvuru ve hayatı vahiyle inşa olan Müslüman şahsiyet haline gelmektedir. İşte böylece iman eden ve iman ettiği değerleri hayata taşıyan Müslüman şahsiyet, söylem ve eylemleriyle, iman ve amelleriyle cahiliye toplumuna bireysel planda örneklik oluşturmak ve vahye şahidlik yapmak sorumluluğunu da yerine getirmiş olmaktadır.

Hicrette üçüncü aşama, yapısal hicrettir. Vahyin yönlendirmesiyle Peygamberler, sadece cahili inanç ve değerlerden hicrete değil, cahili yapıdan İslami yapıya hicret etmeye de çağırmışlardır. Cahiliye toplumundan, inanç ve amel bakımından ayrışmaya ilaveten velayet ilişkileri bakımından da koparak, iman kardeşliğiyle bütünleşmiş mü’minlerin kaynaşma ve dayanışmasıyla alternatif tevhidi cemaati oluşturmaya ve cahiliye toplumuna cemaat planında da şahidlik yap