Denge Radyo | Ümmetin Onurlu Sesi - İslami Radyo - Dini Radyo

(ANKARA)İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
04:22 05:54 12:53 16:38 19:40 21:06

Kurumsal İletişim

Pazartesi - Cuma / 09:00-18:00

Cumartesi / 09:00-16:00

Telefon

(312) 232 35 35

bilgi@dengeradyo.com

Esaret altında parçalanmış zihinler, özgün ve bütüncül İslami düşünce üretemez

        Bilinmelidir ki, geleneksel ve modern cahiliyenin üretilmiş ifsad edici bilgilerini zihinlerden tamamen temizleyip yerine inzal edilmiş vahyî sahih bilgi, ölçü ve kavramlar ile fıtrî olan bilgiler bir tohum misali ekilip özümsenmedikçe, cahilî tohumların ekili olduğu işgal atındaki eklektik zihinlerden ürün olarak İslami düşünce, proje ve davranışlar sadır olmayacaktır. Zihne hangi bilgi, ölçü ve kavramları ekersen, onun ürünlerini düşünce, eylem ve davranış/ahlâk olarak biçersin. Kavramlar nötr değildir. Bir zihne giren kavramlar, yerleşip özümsendikçe zamanla o zihni, temsil ettikleri din, felsefe ya da ideoloji istikametinde dönüştürüp o istikamette düşünmeye ve yaşamaya yönlendirirler. Bu yüzden cahiliye bilgi, ölçü ve kavramlarının işgal ve kuşatmasından kurtulup hür ve bağımsız olamayan, bunların etkisinden tamamen arınıp yalnız vahyin ölçüleri, kavramları ve Rasûlün güzel örnekliğiyle dünyaya ve hayata bakamayan zihinlerin, verili şartların hudutlarını aşan bir ufka sahip olmaları da özgün düşünce, ahlâk/davranış ve projeler üretmeleri de insanlığa modellik/şahidlik/örneklik yapmaları da mümkün olmamaktadır/olmayacaktır.

        Küresel ve yerel sistemin, fiziki kuşatmasından, bedenimizi çevreleyen zindanından daha önemli ve daha etkili olan kuşatması ve zindanı, zihinlerimizde gerçekleştirdiği kuşatması ve zihinlerimizin onun ideolojik paradigmasının zindanına hapsolması halidir. Kültürel anlamda sömürgeleştirilmiş ideolojik işgal altıdaki zihinler bağımsız düşünemez ve özgün düşünceler üretemezler. Zihnen özgürleşmemiş olan ezilenler, ezenlerine öykünüp onların kavram ve modellerinden başka çıkış olmadığı zannına kapılarak daha fazlasına, özgün modeller oluşturmaya güçlerinin yetmeyeceğine inanırlar, ikna olurlar.

 

ESARET ALTINDA PARÇALANMIŞ ZİHİNLER, ÖZGÜN VE BÜTÜNCÜL İSLAMİ DÜŞÜNCE ÜRETEMEZ

Vahiyle arınıp inşa olmuş Müslüman zihin,"yeryüzünde halife kılınmış" (Bakara: 30) ve "emaneti yüklenmiş" (Ahzab: 72) olmanın gereği olarak "insanlar arasında Hak ile hükmetme ve hevaya tâbi olmaktan uzak durma" (Sad: 26) bilinciyle hareket sorumluluğuyla yükümlüdür. Müslümanlar, "Hablullah" olan Kur'an'a topluca sarılarak (Al-i İmran:103) "emaneti ehline verip adaletle hükmetmek" (Nisa: 58) ve "kendilerine iktidar ve imkân verildiğinde iyiliği emredip kötülüğü yasaklamak"la (Hac: 41)  emrolunmuşlardı. Bu yüzden Müslüman zihin, kuşandığı Kur'an ahlakı ve takva bilinciyle, bağımsız özgün İslamî kimlik ve vahyî ölçülere sadakatle, her şartta arza adaleti ikame etmek için hayatı ve toplumu vahiyle inşa hedefine kilitlenmek durumundadır.

Buna rağmen tarihsel süreçte "Kur'an'ı terk edilmiş bırakan" (Furkan: 30) "Müslüman" zihinler, yüzyıllardır geleneksel cahiliyenin işgali altında bulunmaktadırlar. Bu sebeple, "Allah'a ve Rasûlüne itaatten uzaklaşınca, dağılıp parçalanmak, izzetini, gücünü ve rüzgârını kaybedip" (Enfal: 46) zulüm, zillet, sömürü ve adaletsizliğe maruz kalmak, hem coğrafî hem de zihinsel işgal ve esaret kaçınılmaz olmuştur. Böylece Müslüman zihinler, çoğunluğu itibariyle tekrar Kur'an'a hicret ederek vahyin özgürleştirici mesajı ile arınıp cahiliye zincirlerini kırarak yeteri kadar hürriyetine kavuşamadan yeni bir esaretin tahakkümüne daha sürüklenmişlerdir. Zaten geleneksel cahiliye ile yaralı olan Müslüman zihinler, bu sömürge sürecinde yerel sistemi de ele geçirmiş küresel modern cahiliyenin, seküler paradigmanın ağır kültürel kuşatması ve yok edici işgali altına girmişlerdir. Geleneksel hurafeci din algısının işgali altındaki zihinler, kendisini bu yeni duruma kolayca adapte edip siyasal ve kamusal alanı modern cahiliyeye, seküler kültüre terk ederek bireysel ibadetler ve "nefis tezkiyesi"yle meşgul olmakla yetinmişlerdir. Doğrudan iktidar gücü olmayan geleneksel cahiliyeyi belli ölçüde aşan grupların, iktidarların başat aktörü olan modern cahiliyenin etkisinden kurtulmaları ise aynı derecede mümkün olamamaktadır.

Son iki yüz yıldır süren ve özellikle son yüz yılda tam anlamıyla egemenliği ele geçiren seküler paradigmanın, yüz yıllık coğrafi ve askeri işgallerinden daha etkili ve daha uzun ömürlü olan işgali zihinlere yönelik olandır. Emperyalizmin zihinlerdeki kültürel işgali, tevhidî uyanış sürecine ve geçmişe göre oldukça mesafe kat eden Kur'an okumalarına rağmen zihinlerde iz bırakmayı sürdürmüştür.

Zihinlerin bu ifsad edici bâtıl bilgi müsveddelerinden arınıp kurtulması için sahih bilgiyle techiz edilmesi gerekir. Bilinmelidir ki, ancak fırtat ve evren kitabı olan kevni ayetler ile hayat ve hakikat kitabı vahyi ayetler okunup özümsenerek, fıtrat ile vahiy bütünleştirilerek evrene ve hayata dair bütüncül tevhidî bir bakış yakalanabilir. Kur'an'da sahih ve doğru bilginin kaynağında, "yaratma ve emretme yetkisi"ni tekelinde tutan (A'raf: 54) ve göklerde de yerde de mutlak hükümdar olan Allah'ın olduğu bilinciyle, Yaratıcının yarattıklarına emrini muhtevi fıtrat (yaratılış) kitabı kevni ayetler ile hayatı düzenleyen hakikat kitabı vahyi ayetleri, tam bir teslimiyetle "yaratan Rabbin adıyla oku" emri verilmiştir. (Alak: 1-2). Yani, fıtrat-evren ve hayatın hem yaratılışının hem de düzen, işleyiş ve yönetiminin nasıl olacağına ve olması gerektiğine dair bilginin, hükmün/emrin merkezine Allah'ı alarak, kevni ve vahyi ayetleri "hakkıyla (anlamak, öğüt almak ve yaşamak amacıyla) okumamız" emredilmiştir. (Bakara: 121).

Rasûlün (s) önderliğindeki ilk Kur'an neslinin, hayat kitabını hayatın içine ve hayatın içinden bir okuyuşla ve büyük bir samimiyetle okuması örnek alınmalıdır. İlk örnek neslin, hayatı düzenleyen kuralları ihtiva eden bu kitabın hükümleriyle hayatın bütün alanlarını inşa etmek amacıyla ve tam bir teslimiyetle hemen harekete geçtiği unutulmamalıdır. Hayat kitabına, tüm cahili birikim ve önyargılardan arınıp soyutlanarak yaklaştığı ve gereğini hemen yerine getirmek üzere seferber olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bu okuyuşta, "takvayı hakkıyla kuşanarak" (Al- İmran: 102) İlâhî rızayı kazanmak için "Kur'an ile büyük cihad"a (Furkan: 52) adanıp rüku ve secdeyi bütün hayat alanlarına yayarak (Hacc:77, Fetih: 29) hayatı ibadet kılma çabası gösterilmesi gerekmektedir.

İşte hayat kitabına doğru okuma ve yaklaşım biçiminden habersiz olunduğunda, Kur'an okuyan kesimlerde bile, muhtemelen ilk neslin Kur'an'a yaklaşımındaki bu ölçü ve samimiyeti yakalayamamaktan ya da arınma, inşa ve vahye teslimiyette ortaya çıkan zaaflar sebebiyle olsa gerek, sömürgeleştirilmiş zihinlerin bu işgalin etkisinden ve esaretten tam olarak kurtulmaları bir türlü başarılamamıştır.

Bir de şu hususun etkisi göz ardı edilmemelidir: Emperyalist devletler, coğrafi işgal ve sömürgecilikle ümmeti parçalayıp cetvelle çizdikleri sun'i sınırlarla ümmet coğrafyasını seküler ulus devletlere böldükleri gibi, kültürel sömürgecilikle de ele geçirdikleri eğitim ve kültür alanını yönlendirip işgal ettikleri Müslüman zihinleri parçalara ayırdılar.

Zaten saltanat sürecinde vahiyden uzaklaşmaya ve geleneksel hurafelerle işgal edilerek parçalanmaya başlamış bulunan Müslüman zihinler; seküler sömürge ve işgal sürecinde bir daha parçalandılar. Sonuçta da, aynı zihinde hem İslam'ın hem de sekülerizmin ve hem modernizmin hem de gelenekselciliğin etkili olduğu alanların bulunduğu bir düşünsel kargaşa zemini ortaya çıktı. Bu eklektik zihnî yapının, bazı konularda İslam'ın kavramlarını, bazılarında seküler modern paradigmanın kavramlarını, çoğunlukla da İslam'ın kavramlarının içini boşaltıp seküler anlamlar yükleyerek, yani Hakk'ı bâtılla örterek kullandığı maalesef acı bir gerçektir. Sonuç olarak, genelde Müslüman zihinler, bir konuda son derece net bir İslami düşünce ortaya koyarken, bir başka konuda da son derece seküler düşünebilmekte, bir konuda geleneksel düşünebilirken, bir başka konuda son derece modern bir düşünce ortaya koyabilmektedir. Böylece tüm bu istikametlerde birbirinden farklı ve çelişkili davranışlar sergileyebilmektedir. İşte bu sebeple de bu işgal ve parçalanmışlıktan kurtulamayan, vahiyle arınıp tam anlamıyla hür olamayan ve tevhidî bütüncül bakışı yakalayamayan Müslüman zihin, ne kadar Kur'an okursa okusun, bütüncül anlamda özgün İslami düşünce, proje ve davranışlar üretemez/üretemiyor. Genelde eklektik, sistemin sınırlarını aşamayan sığınmacı düşünce ve tavırlar arasında oradan oraya savrulup duruyor.

Geleneksel ve modern cahiliye’den arınıp ayrışarak Kur’an merkezli sahih bir akıdeye ulaşmak zorunluluğu konusunda yıllarca yazıp konuşanların; aslında bütün bu hurafelere yataklık yapmış, yaygınlaştırıp kurumlaştırarak (kendini İslam'a nispet eden) gelenekselci kesimlerin tevhidi davete kulak tıkamalarına yol açmış siyasi çizginin önderlerini bugün meşrulaştırmalarının, hatta İslamî uyanışa büyük katkı sahibi mü'min-muvahhid öncüler ve ümmetin umudu olarak takdim etmelerinin sebebi nedir? Yıllarca, vahiyle arınmanın ve tevhidî uyanışın, Kur’an merkezli din algısına yönelmenin önündeki engel olarak, geleneksel ve modern hurafeleri gösterenlerin; artık “geleneksel ile modern” olanı sentez edip uzlaştırmak işlevi gören bu siyasi liderleri, bugün (Erbakan'ın vefatı üzerine yazılanlarda olduğu gibi) İslamî hareketin, “özgün İslamî kimlikli siyaset”in temsilcisi olarak takdim edip meşrulaştırma, hatta “mücahid” ilan etmelerinin ve kısacası bu büyük değişimin arkasında yatan sebep nedir?

Bilinmelidir ki, geleneksel ve modern cahiliyenin üretilmiş ifsad edici bilgilerini zihinlerden tamamen temizleyip yerine inzal edilmiş vahyî sahih bilgi, ölçü ve kavramlar ile fıtrî olan bilgiler bir tohum misali ekilip özümsenmedikçe, cahilî tohumların ekili olduğu işgal atındaki eklektik zihinlerden ürün olarak İslami düşünce, proje ve davranışlar sadır olmayacaktır. Zihne hangi bilgi, ölçü ve kavramları ekerseniz, onun ürünlerini düşünce, eylem ve davranış/ahlâk olarak biçersiniz. Bilinmelidir ki, kavramlar nötr değildir. Bir zihne giren kavramlar, yerleşip özümsendikçe zamanla o zihni, temsil ettikleri din, felsefe ya da ideoloji istikametinde dönüştürüp o istikamette düşünmeye ve yaşamaya yönlendirirler. Bu yüzden cahiliye bilgi, ölçü ve kavramlarının işgal ve kuşatmasından kurtulup hür ve bağımsız olamayan, bunların etkisinden tamamen arınıp yalnız vahyin ölçüleri, kavramları ve Rasûlün güzel örnekliğiyle dünyaya ve hayata bakamayan zihinlerin, verili şartların hudutlarını aşan bir ufka sahip olmaları da özgün düşünce, ahlâk/davranış ve projeler üretmeleri de insanlığa modellik/şahidlik/örneklik yapmaları da mümkün olmamaktadır/olmayacaktır.

Zihinlere Yönelik İşgaller ve Zihinleri Kuşatan Zindanlar, Mağlubiyet Psikolojisiyle Daha Etkili ve Daha Çürütücü Olmaktadır

Küresel ve yerel sistemin, fiziki kuşatmasından, bedenimizi çevreleyen zindanından daha önemli ve daha etkili olan kuşatması ve zindanı, zihinlerimizde gerçekleştirdiği kuşatması ve zihinlerimizin onun ideolojik paradigmasının zindanına hapsolması halidir. Kü