Denge Radyo | Ümmetin Onurlu Sesi - İslami Radyo - Dini Radyo

(ANKARA)İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
04:22 05:54 12:53 16:38 19:40 21:06

Kurumsal İletişim

Pazartesi - Cuma / 09:00-18:00

Cumartesi / 09:00-16:00

Telefon

(312) 232 35 35

bilgi@dengeradyo.com

İLKAV´da Kur´an, Hadis ve Sahabe Hayatında, Ana-Babaya Karşı Sorumlulukları Paneli Yapıldı

 

İLKAV'da Kur'an, Hadis ve Sahabe Hayatında, Evladın Ana-Babaya Karşı Sorumlulukları Paneli Yapıldı

İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (İLKAV), 2018 "Siyer Paneli"nde çok hayati bir mesele olan"Kur'an, Hadis ve Sahabe Hayatında, Evladın Ana-Babaya Karşı Sorumlulukları" konusu ele alındı. Panel 15 Nisan 2018 Pazar günü, İLKAV Konferans salonunda gerçekleştirdi.

Sunuculuğunu Ömer Faruk Işık'ın yaptığı panel, Kenan Doğan'ın konuyla ilgili Kur'an'ı Kerim ayetlerini ve mealini okumasıyla başladı. Oturumu yöneten İLKAV yönetiminden Osman Yıldız kısa bir açış konuşması yaptı.

Osman Yıldız özetle şunları ifade etti:

"Değerli kardeşlerim, aziz Müslümanlar, insanlık nefsanî özgürlük adına İlahî olanı hayatın dışına itip batı tarzı yaşamı dayatınca her şeyi tüketiyor, en çok da insanlığı ve insani değerleri tüketiyor. Öyle ki özelikle insani değerler bağlamında bir yok oluşa, bir fesad çukuruna doğru yuvarlanıyor. Vahiyden uzaklaştıkça Rabbine ve fıtratına/kendine yabancılaşan insanlık gittikçe yalnızlaşıyor ve yalnızlaştıkça mutsuz oluyor. Maalesef Müslümanlar da aynı serüveni yaşayıp Kur'an'ı terk edilmiş bıraktıkça ve bazı hayat alanlarında hevâya tâbi oldukça aynı sekülerleşme sürecini yaşıyorlar. Bu süreç, toplumun en önemli nüvesi olan aile kurumunu etkiliyor ve yaygın bir yozlaşma yaşanıyor. Ana-baba evlad ilişkileri de bu sekülerleşmeden etkilenerek İslami ölçülerden büyük sapmalar ortaya çıkıyor. İnsanlığın bu halden kurtuluşuna vesile olmak ve iki dünya saadetine ulaşmak, Rabbimizin de Kitabında ifade ettiği gibi ancak vahye ve Rasûlüllah'ın (s) sünnetine sarılmakla olabilir. İşte bu sebeple İLKAV olarak, toplumun en önemli kurumu olan ailenin temelini teşkil eden ana-baba-evlat ilişkilerinin İslami ölçülerini hatırlatmayı önemli bir sorumluluk olarak gördük. İnşâAllah ailelerin ve özellikle evlatların bu paneli ya da videolarını dinlemeleri suretiyle yanlışlarından dönmelerine vesile olunur."

Daha sonra panele geçildi. Oturum Başkanı Yıldız, panelde önce "Kur'an'da evlatların ana-babaya karşı sorumlulukları", sonra " Rasûlüllah'ın (s) hadislerinde evladın ana-babaya karşı sorumlulukları" ve son olarak da "sahabe hayatından örneklerle ana-babaya karşı sorumluluklar" konularının ele alınacağını ifade ederek bu sıralama gereği ilk sözü Mehmet Pamak'a verdi. Ancak Mehmet Pamak'ın konuya başlamadan önce İLKAV olarak neden böyle bir konuyu gündem yapmak ihtiyacı duydukları konusunda bir giriş yapacağını da ifade etti.

Mehmet Pamak, "neden bu konuda bir panele gerek duyulduğu"na dair giriş konuşmasında özetle şunları ifade etti:

"Türkiye'de tepeden dayatmayı esas alan jakoben yönetimlerin egemen olduğu Kemalist baskıcı dönemlerde zora dayalı sekülerleştirme, modernleştirme politikaları uygulanarak Müslüman halklar, vahye tâbi olmaktan uzaklaştırılıp hevaya tâbi olmaya doğru dönüştürülmeye çalışıldı. On yıllara sâri bu baskıcı dönemde, resmi ideoloji kuşatması altındaki laik eğitim ve kültür politikaları da kullanılarak toplumun vahye dayalı öz değerlerinden kopuşu önemli ölçüde sağlanmış ve küçümsenmeyecek bir yozlaşma temin edilmiştir. Ancak daha sonra, baskıları kısmen kaldıran görece özgürlükçü süreçler gelmiş ve bunlar, özellikle hâlâ "Müslüman" kalabilen kesimlere "demokratikleşme" adı altında hevanın ilahlaştırılması alışkanlığını kazandırmakta daha etkili olmuşlar ve yozlaşmayı daha fazla yaygınlaştırmışlardır. Bu dönemlerde yaşanan görece özgürleşme hâli ve kimi kazanımlar hatırına demokratik sisteme entegrasyonla birlikte heva ve arzuları esas alma alışkanlığı ve dünyevileşme daha kolay yaygınlaşmıştır. 28 Şubat baskı döneminden sonraki AKP'nin görece özgürlükçü on beş yılı, bu bakımdan en etkili dönemdir ve çok büyük, çok derin bir yozlaşmaya sebep olmuştur.

28 Şubat baskı sürecini müteakip AKP iktidarında elde edilen kimi imkânlarla ve görece özgürlüklerle rahatlayan Müslümanlar da önceki İslami duyarlılıklarını ve şirke, ifsada, tağutlara karşı mücadele ruhunu kaybederek dünyevileşme, rehavete erme ve sonuçta da hevaya tâbi olma fitnesine yenik düşmüşlerdir.  AKP döneminde, baskı dönemlerinde var olan İslami duyarlılıklar özlenir olmuş, 28 Şubat sürecinde direnen İslami kesimler bile laik sistem içi siyasete aktif destekçi haline dönüşmüştür. Böylece on yıllardır tevhidde vahdet oluşturamayanların AKP'ye destek için sandıkta vahdet oluşturdukları ibretle ve üzüntüyle izlenmiştir. Artık gönüllü bir dünyevileşme/sekülerleşme öne çıkmış ve demokratikleşerek dönüşen geniş Müslüman kesimleri giderek iyice kuşatmıştır.

Görece özgürlükçü demokratik siyaset üzerinden meyledilen sekülerleşme, sonra kanıksanarak bireysel ve toplumsal hayat alanlarında da ilahi ölçüler yerine heva ve hevese tâbi olmaya yol açmakta ve bu durum maalesef bulaşıcı bir hastalık misali Müslümanlar arasında hızla yaygınlaşmaktadır. Özellikle son on yılda önce siyasal alanda yaşanan demokratikleşme/heva ve hevese tabi olma, daha sonra bireysel ve toplumsal tüm hayat alanlarını da kuşatmaya başlamıştır. Siyasal alanda demokratikleşmeye alışan zihinler, başka alanlarda da sekiler bir dönüşüme yol açmışlardır. Zihinlerde yer eden seküler demokrasi kavramı, doğal olan dönüştürme tesiri sonucunda, bireyin, ailenin ve toplumun özünde sağladığı alışkanlık ve dönüşümle sair alanlarda da kolayca değişip demokratikleşmesine yol açmıştır. Bireyler demokratikleşerek, giderek artan biçimde heva ve hevese tâbi seküler bir hayata yönelmişlerdir. Aileler demokratikleşerek, ana-baba evlat ilişkilerinin tefessüh ettiği, evlatların çoğunlukla saygısızlık ve isyanı tercih ettikleri, aile içinde "kimse kimsenin hayatına karışmasın" sapkın seküler demokratik anlayışının yaygınlaştığı, emr-i bi'l mâruf ve nehy-i ani'l münker"in terk edildiği ve sonuçta da derin bir yozlaşmanın aileleri kuşatıp tükettiği bir ortama sürüklenilmiştir. Allah ve Rasûlü'nün (s), terk edilmesi halinde fesadın yaygınlaşıp herkesi kuşatacağı, görevini ihmal eden maruf ehlinin de kalplerin birbirine benzeşmesi sorucunda helake müstahak olacağı önemli uyarılarına rağmen "emr-i bi'l maruf ve nehy-i ani'l münker" sorumluluğu terk edilince bu büyük ve derin yozlaşma ve yaygın fesad kaçınılmaz bir sonuç olarak gerçekleşmiştir.

Böylece, son 30-40 yılda ciddi bir mesafe alan Kur'an'ı hakkıyla okuma çalışmaları giderek terk edilmiş, hayatı kuşatan ibadet anlayışından hızla uzaklaşılmış, kimi bireysel ibadetler de içerikten yoksun bir forma indirgenmiştir. Namazdan gâfil olanların sayısı artmış, çoğunlukla sabah namazlarına kalkılmamaya, diğer namazlar ise parçacı biçimde formel olarak yerine getirilmeye başlanmıştır. Ana-babaya saygısızlıklar, kötü davranmalar, itaatsizlikler, yalan söylemeler çoğalmıştır. Sanal dünyada kaybolan, face-book, twitter vb. alanlarda, internet oyunlarında ve diğer boş işlerde zaman öldüren, ahiretin tarlası ve imtihan alanı olan dünya hayatını oyun, eğlence ve süs olarak değerlendiren, İslami sorumluluklardan soyutlanmış seküler dindarlıkların ve Allah'a teslim olmayan bireysel "Müslümanlıkların" ortaya çıkıp yaygınlaştığı bir süreçten geçilmektedir. Tesettürün içini boşaltıp takva elbisesini yırtmış "başörtülü çıplaklar"ın çoğaldığı, ölçüsüz kapitalist kazanma hırsı ve tüketim kültürünün kuşatması altında lüks ve israfın zirvede olduğu, dünyanın haz ve süsüne kapılıp dalanlarla beraber dalanların hızla arttığı bir süreç yaşanmaktadır.

İşte bu panelimizde, yaşanan büyük yozlaşmanın ve hevaya tabi olma alışkanlığının yok ettiği önemli hasletlerimizden birisini, Kur'an'da ısrarla ve tekraren altı çizilerek emredildiği halde terk edilen ana-babaya saygılı olma, iyi davranma ve meşru alanda itaat etme sorumluluğunu ve bu konuda yaşanan büyük sapmayı ele almaya ve "emr-i bi'l-maruf" görevimizi yerine getirmeye çalışacağız inşâAllah.

Herkes ana-baba olmayabilir, ama herkes mutlaka bir ana-babanın evladıdır. Ana-babalarına saygısızlığa, kötü davranmaya ve itaatsizliğe sürüklenmiş bütün evlâtların, sekülerleşmenin etkisiyle Kur'an'da zikredilen büyük sorumluluklarının muhtemelen şuurunda bile olmadan sürüklendikleri bataklıktan kurtulabilmeleri için bir uyarı ve nasihat olsun diye bu panel düzenlenmiştir. Kur'an ve hadislerde yer alan ana-babaya karşı sorumluluklara dair emir, hatırlatma ve uyarıları bir araya topladığımızda, söz konusu sorumluluklarını yerine getirmeyen yetişkin çocukların dünya ve ahirette büyük bir hüsrana sürüklendiklerini bir daha görünce, onları uyarmanın ne kadar önemli ve gerekli olduğunu merhametle haykırmak istedik. Ana-babası olan evlâtlar, nasıl olur da bu kadar büyük bir felaketten habersiz ve sorumluluklarının bilincinden uzak biçimde hüsrana doğru ısrarla koşarlar, anlamakta zorlandığımı ifade etmek istiyorum.

İnşâAllah bütün evlâtlar, çok yakın olan ölüm, ana-babalarına ya da kendilerine ulaşmadan, bir an önce hâllerini sorgulayarak bu tür yanlışlardan arınıp tevbe ederek, af dileyerek Allah'a tam bir teslimiyetle sığınıp Kur'an'a tâbi olurlar ve ana-babalarına sarılıp özür dileyerek helalleşme imkânını yakalarlar. Ancak böylece Allah'ın ve ana-babalarının rızasını kazanarak dünya ve ahiretlerini zillet ve azaptan kurtaracak, kendilerini hüsrana götürmeyecek bir geleceği umabilirler."

Bu girişi müteakip Mehmet Pamak, "Evladın Ana-Babaya Karşı Sorumluluklarına Dair Kur'an'da Zikredilen İlâhi Emirleri" ele aldığı konuşmasında ise özetle aşağıdaki başlıklar altında konuyu ele aldı:

Kur'an'da Evladın Ana-Babaya Karşı Sorumlulukları

- Kur'an'da Ana-Babanın Evlada Karşı Görevlerinden Daha Çok Evladın Ana-Babaya Karşı Sorumlulukları Hatırlatılır

Merhum şehidimiz Seyyid Kutub, Kur'an ve hadislerde çocuklara ana-babalarına karşı sorumluluklarını hatırlatan birçok hüküm ve uyarı bulunduğu halde, ana-babanın çocuklarına yönelik sorumluluklarını hatırlatan çok az hüküm ve uyarı bulunmasının sebebini şöyle açıklamaktadır: Çocuğa, ana-babasına ilişkin tavsiyeler, Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimizin-salât ve selâm üzerine olsun- öğütlerinde yinelenmektedir. Ana-babaya, çocuklarına ilişkin tavsiyeler ise pek az görülür. Onun da çoğunluğu özel şartlarda, özel bir durum olan çocukların diri diri toprağa gömülmesi olayına ilişkindir. Ya da çocukları şirkten ve ateşten koruyucu tedbirleri almak, onları iyi bir Müslüman olarak yetiştirmekle ilgilidir. Çocuklarla ilgili ana-babaya yapılan tavsiyelerin, çocukların ana-babaya karşı sorumluluklarına dair tavsiyelere nazaran çok daha az olmasının nedeni, salt insan yapısının/fıtratının çocuğun korunup kollanmasını kendiliğinden üstlenmiş olmasıdır. Fıtrat, insan varlığının, Allah'ın dilediği yönde sürekliliğinin sağlanması için doğmakta olan kuşağı (çocukları) gözetip koruyacak biçimde yaratılmıştır. Ana-baba çocuklarına cisimleri, psikolojik varlıkları, ömürleri ve sahip oldukları tüm değerli varlıklarını, usanç belirtisi ve serzeniş göstermeksizin severek verirler, bütün varlıklarını ve imkânlarınıçocukları için cömertçe feda ederler. O kadar doğal olarak verirler, o kadar içten feda ederler ki, verdiklerinin bilincine bile varmazlar. Dahası, sanki bu verdiklerini alan bizzat kendileriymiş gibi, bir sevinç, coşku, gayretle verirler!  Fıtrat, ana-babanın çocuklar konusundauyarılmaları işinde tek başına yeterlidir. Ve bu fıtri özellikle, ana-babalar, kendiliğinden, yani ayrıca bir uyarılmaya ihtiyaç duymadan evlâtlara karşı sorumlulukları için fedakârca harekete geçip bu konuda adeta çırpınırlar. Çocuk ise; ömrünü, ruhunuve psikolojik güçlerini gelecek hayata hazırlanan kuşak için (çocukları için) kurban verdikten sonrahayatın sonlarını yaşayan kuşakla (ana-babayla) ilgilenmesi için tekrar tekrar vurgulanan uyarılara ihtiyaç duyar. Çocuk, tüm ömrünü adamış da olsa, ana-babasının ortaya koydukları fedakârlığın çok küçük bir kısmını bile karşılayacak imkândan yoksundur.