Denge Radyo | Ümmetin Onurlu Sesi - İslami Radyo - Dini Radyo

(ANKARA)İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
03:43 05:30 13:00 16:55 20:20 22:00

Kurumsal İletişim

Pazartesi - Cuma / 09:00-18:00

Cumartesi / 09:00-16:00

Telefon

(312) 232 35 35

bilgi@dengeradyo.com

Darbeciliğin Patenti Atatürkçü, Laik, Ulusalcı Subaylara Aittir

Son darbe sürecini müteakip, darbeyi püskürten halk kitlelerinin nezdinde yerlerde sürünen TSK'nın itibarını kurtarmak için, sanki darbeci sadece Gülenist kadrolarmış ve bunlar da ordu içinde çok küçük bir azınlıkmış, aslında ordu büyük çoğunluğu itibariyle "pirüpak", "sütten çıkmış ak kaşık"  darbelere karşı halkın yanındaymış gibi bir zorlama imaj çalışması içine girildiğini ibretle gözlemlemekteyiz. Üstelik Doğu Perinçek'in başını çektiği Atatürkçü laikler ve Balyozcu, Ergenekoncu Atatürkçü darbelerin faili konumundaki bazı emekli subay ve generaller ise, toplumun bu son darbenin önlenmesini Atatürkçü subaylara borçlu olduğu ve ordunun bu kadrolara teslim edilmesi gerektiği gibi, toplumu ahmak yerine koyan saçmalıklar sergileniyor. Atatürkçü ve laik zihniyetin orduya hâkim kılınmasıyla bu tür darbelerin engelleneceği gibi gülünç iddialar, hiç utanmadan ortaya atılıyor. Laiklikten ve Atatürkçülükten taviz sonucu, Gülenistlerin orduda bu derece kadrolaştıkları gibi ahmakça ifadeler kullanılarak Ergenekoncuların önü açılıyor ve ordudaki güç dengesi bir darbeci cuntadan diğerine doğru kaydırılıp halkın can feda ederek gerçekleştirdiği direnişin elde ettiği sonuç etkisiz hale getirilmeye çalışılıyor. 

Hâlbuki herkesin çok iyi bildiği tarihi bir gerçektir ki, bugüne kadar yapılan onlarca darbe ve darbe teşebbüsü hep Atatürkçülük ve laiklik adına, "laiklik elden gidiyor" sloganları eşliğinde gündeme gelmiştir. Üstelik Gülenistler bile, laik Kemalist ve darbeci zihniyetin egemen olduğu askeri okullarda ve ordu kademelerinde bu hale gelmişler ve darbeciliğin patent hakkının laik Kemalistlere ait olduğu bilinciyle, teşebbüs ettikleri darbenin bildirisini bile Atatürkçü bir dille hazırlamışlardı. Yani aslında bütün darbelerden sorumlu olan Atatürkçü laik Kemalist zihniyet ve bu zihniyetin egemen olduğu TSK Subay kadrosunun büyük çoğunluğudur. Ve hangi cuntanın yapmış olduğundan bağımsız olarak, son darbe dâhil bütün darbelerin arkasında başta Amerika ve İsrail olmak üzere, genelde Batılı emperyalist demokrasiler yer almakta ve çoğu Amerika ve Batıda eğitim almış TSK üst subay kadrosunu "bizim çocukar"a devşirip kendi emperyalist çıkarları için kullanmaktadırlar. Tabii ki bu zihniyeti üretip geliştiren ise, halkın değerlerine aykırı seküler ideolojik Batıcı askeri eğitim kurumları, bu eğitime egemen kılınan ve TSK subay kadrosunu halkına yabancılaştıran katı resmi ideolojik eğitim programları ile TSK'nın kendini halkın üstünde gören, halktan kopuk ve içine kapalı yaşantısıdır. 

2009 yılının Mart ayında Haksözhaber sitesi için yazdığımız "Darbe Çete Düzeninde Genelkurmaya Sorularımız" başlıklı makalemizdeki sorular hâlâ cevaplanmamıştır. Güncelliği ve hâlâ geçerliliği sebebiyle bu makalemizi tekrar yayınlıyoruz. Belki bu süreçte bir cevap bulur. 

Darbe/Çete Düzeninde Genelkurmaya Sorularımız[1] 

Yeni sistem, laik Batıcı Kemalizmi, Türk ulusalcılığını, resmi ideolojiyi dinleştirip bütün topluma dayatınca; başlangıçta İslami kimlik, İslam hukuku/şeriatı, ümmet bilinci ve Müslüman halk ötekileştirilip, düşmanlaştırıldı. Tehdit ve tehlike algısında 1. sıraya oturtuldu. Daha sonra bu tercihin kaçınılmaz sonucu olarak, Türk ulusalcısı resmi ideoloji önünde engel görülen Kürt etnik kimliği, Kürt anadili de ötekileştirilip, düşman ve tehdit algısının 2. sırasına yerleştirildi. 

Sistemin ömrü sürekli, bu iki kimlikten oluşturulan “iç düşman”a karşı savaşmakla ve bu savaş ortamında üretilen sorunlarla boğuşmakla geçti. Zaman içinde konjonktürel düşmanlar (Komünizm gibi) icad edilse de, ilk iki “düşman”a karşı teyakkuz hali ve çatışma süreklilik arz etti. Bu sebeple, sisteme ve devlete egemen oligarşi, kendisine iktidar, rant, çıkar sağlayan bu statükoyu değiştirme potansiyeli taşıyan bu iç düşmanlara karşı, statükoyu korumak refleksiyle, sürekli halkın özgürleşmesini engelleyici şiddete dayalı politikalar üretti. Darbe, çete, baskı, yasak ve çok boyutlu zulümler sistemin süreklilik arz eden karakteri haline geldi. Asker bürokratların liderliğindeki oligarşik despotizmin, resmi ideoloji dışındaki düşünce, inanç ve kimlikleri, özellikle de İslam'ı ve Kürt kimliğini ötekileştirip, şiddete dayalı inkârcı ve asimilasyoncu politikaları uygulamaya koyması sonucunda oluşan sorunlar, yeni pek çok sorunların da kaynağı haline geldi. Bu zulüm bataklığında, sorunlar çığ gibi yuvarlanarak toplumun üzerine çöktüler. Aynı kadroların çözümsüzlük dayatmalarıyla daha da büyüyerek sorunlar yumağı halini alarak, sürekli kriz ve bunalımlara kaynaklık ettiler. 

Bir milyonu bulan geniş yapısıyla TSK, çoğunlukla topluma yabancı olmayan halk çocuklarından oluşmaktadır. Er, erbaş ve astsubaylardan oluşan bu büyük kesimin, genel olarak, halkla ve halkın değerleriyle bir sorunu bulunmamaktadır. TSK’nın subay kadrosunun bir kısmı ve üst komuta kademesinin önemli bir bölümü, darbeci, cuntacı ve çeteci ideolojik yaklaşımlarla, halkla, halkın değerleriyle, halkın iradesiyle çatışmakta ve TSK’ya da bu çizgide yön verip, hükmetmektedirler. İşte bir milyonluk TSK içindeki bu az sayıda darbeci asker bürokratlar, üst komuta kademelerinde bulunma avantajıyla, kullandıkları yargı bürokratları ve büyük sermayedarlarla birlikte, ülkedeki bütün sorunların sebebi ve çözümlerin de engeli konumundadırlar. Siyasete sürekli müdahale etmekte, topluma çeki-düzen vermeye, halkı resmi ideoloji ve kendi arzuları istikametinde hizaya sokmaya çalışmaktadırlar. Bu amaca yönelik Genelkurmay planları hazırlanmakta, sürekli darbeci ve çeteciler üretilmektedir. TSK üst yönetimi, darbecilere, çetecilere sahip çıkmakta, bunun için GATA’yı kullanmakta, TSK adına çetecilere ziyaretler düzenlemekte, hükümete baskı yapmakta, yargıyı yönlendirmekte, HUDSON Enstitü vb. yerlerde provokasyon senaryolarına katkı sunmakta ve kimse hesap sormamaktadır. 

Halkın dış güvenlik görevi için emanet verdiği silahı halka çevirme ve halkı hizaya sokma çabası içindeki TSK bürokratları genelde ABD’de eğitim görmekte, ABD Genelkurmay Başkanı bu eğitim için sarf edilen fonun önemini vurgularken “burada eğittiklerimiz ülkelerinde yönetime geliyor ya da yöneticileri belirliyorlar, bu da çıkarlarımızın korunmasını sağlıyor” demektedir. 1950’den bugüne 10 bin civarında subayın bu şekilde Amerika’da eğitildiği iddia edilmektedir. Bu yüzden Amerikan yönetimi darbe yapanlar için “Bizim çocuklar” başardılar diyebilmektedir. Amerika’nın eğittiği “bizim çocuklar” darbeci oluyorlar, onların eğittikleri ve sürekli korudukları “iyi çocuklar” da çeteci oluyorlar. Ergenekon davası sürecinde olduğu gibi ihtiyaç halinde “bizim çocuklar”ı ve “iyi çocuklar”ı “Bizim GATA” koruyor, ardından “bizden mahkemeler” serbest bırakıyorlar. 

Yazılı ve görsel medyada, sokak ve meydanlarda, neredeyse her evde, her ortamda, hepsi de asker kaynaklı olan darbelerin ve devlet çetelerinin tartışılıp konuşulduğu, bu konularda binlerce belge, bilgi, delil ve kasetin havada uçuştuğu ve herkesin bunları konuştuğu bir süreçte, nedense sadece Genelkurmay susuyor. Her fırsatta konuşan, aşırı konuşkanlığıyla ve tehditkâr siyasi açıklamalarıyla toplumun çok büyük kesimini rahatsız etmekten, göreviyle hiç ilgisi olmayan hususlarda, ilahi söyleyen çocukların tesettür kıyafetleri, İmam Hatipler, Kur’an Kursları ve üniversiteye giriş sınavları, sivil eğitimin hangi ilkelere uyması gerektiği gibi konularda bile bildiri yayınlayıp, bir takım masum talepleri ve yaşam tarzlarını tehdit ve düşman ilan etmekten çekinmeyen Genelkurmayın kendisiyle doğrudan ilgili konularda susması ibret vericidir. 

Halkın hayatına kasteden, ordu malı silahlarla, bombalarla provokasyonlar yapan, cinayetler işleyen darbeci ve çeteci mensuplarıyla ilgili bunca belge ve delil ortaya çıkmışken, bir bildiriyle bütün bunları yapanları lanetleyip, içinden temizlemek için harekete geçmesi gerekirken, Genelkurmay’ın susmaya devam ettiğini, sadece bu tür darbe planlarını, çete faaliyetlerini ifşa eden belge ve bilgileri kimin sızdırdığı üzerine yoğunlaştığını, üstelik bu ağır iddia ve ithamların muhatabı sanıkları koruyucu katkılar sunduğunu ibretle gözlemliyoruz. Bu darbecilerin ve çetelerin, yaptıkları hukuksuzlukların, faili meçhul cinayetlerin, yargısız infazların, asit kuyularına attıkları insanların, dayattıkları baskı ve yasakların ve tüm bunlarla ülke halklarının on milyonlarcasına yaşattıkları büyük ıstırapların, acıların hesabını sormak ve içindeki zalimleri cezalandırmak yerine, mesleki dayanışma ya da ideolojik hedef birliğiyle koruma refleksi gösterenlere bazı sorular sormak istiyorum. 

Genelkurmay’a Önemli Sorular