Hutbe: Ancak Allah’ın Dininin Şahidi Olanlar Şehiddirler
“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.” (Bakara: 154)
Emrullah Ayan
25.02.2022 13:50
164 okunma
Paylaş
Hutbe: Ancak Allah’ın Dininin Şahidi Olanlar Şehiddirler
“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.” (Bakara: 154)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Recep ay’ının 24’ü 1443/Cuma
Değerli mü’minler, malumunuzdur ki, Şubat ayı şehadet ayıdır. Biz de bu sebepten dolayı hutbemizi şehidlik ve şâhidlik konusuna ayırdık.
Kur’an’a baktığımızda, “şehid” kavramının bizzat “Allah yolunda öldürülen” anlamına kullanılmadığını, çok geniş anlamının olduğunu, öncelikle de şâhid yani tanıklık eden, bilen, hazır bulunan, dosdoğru güvenilen bir haberci, örnek alınan, haktan başka bir şeye şâhidlik etmeyen, gibi anlamları içerdiğini görürüz.
Kur’an-ı Kerim’de şehid, savaşta öldürülen anlamında değil; gerçeği bilen ve buna tanıklık eden rabbânî âlimlerdir ki, bunların başında peygamberler bulunmakla beraber, Hak tanıkları sadece peygamberlerden ibaret de değildir. Çünkü Nisâ sûresi 69. âyette “şehid”in çoğulu olan “şühedâ”, peygamberlerden ayrı bir zümre olarak anılmaktadır.
Şehîd, çoğulu şühedâ, Kur’an’da, savaşta öldürülen anlamında değil; hakikatin tanığı, gerçek âlim anlamında ise de hadislerde Allah yolunda öldürülen anlamını kazanmış ve bu anlam, İslâm literatüründe kelimenin temel anlamını gölgede bırakmıştır. Artık şehid denince hemen akla, Allah yolunda savaşta öldürülen insan gelir. 
Şehidler, başta peygamberler olmak üzere gerçeğe tanık olan İslâm âlimleri, rabbânî âlimlerdir. Şehid, esas itibarıyla gerçeğin tanığı olan rabbânî (kendini Allah’a vermiş) âlim demek ise de Allah yolunda öldürülen insan da bu mertebeye yükseldiği için şehid sıfatını kazanır. Kur’an’da onlar hakkında sadece “Allah yolunda öldürülenler” tabiri kullanılmaktadır.   
Bu din hiç kuşkusuz korumasız kâim olamayacağı gibi cihad yapılmadan yani Allah’ın dini uğrunda, O’nun adının yüceltilmesi için elden gelen bütün cehd-ü gayret gösterilmeden de yeryüzünde egemen olamaz. Çünkü cihad; akideyi korumanın, davanın güvenliğini sağlamanın, mü’minleri fitneye ve İslâm’ı da fesâda uğramaktan emin kılmanın vazgeçilmez bir gereği ve çabasıdır.
Bazı kuşaklarda akîde yozlaşıp şehadet kelimelerinin, şehidlik/şâhidlik ve cihadın önem ve değeri azalınca, yani biricik ve sapasağlam anlamlarından uzaklaştırılınca “Allah yolunda şehid olma”nın üzerini kalın örtüler kapladı.
Şurası kesindir ki bir savaş, bir mücadele, eğer “fi sebilillah” değilse ne cihad, ne mücadele, ne şehadet ve ne de Cennet söz konusu olabilir. Çünkü sadece Allah yolunda ölmek, sadece O’nun dinine; O’nun gönderdiği hayat sistemine yardım etmek gerekir. Eğer hedef “kelimetullah”ın yüceltilmesi değilse, eğer hedef ilâhî şeriat ve metodun insanların gönlünde, ahlâkında, davranışlarında, yönetimlerinde, yasa ve nizamında egemen olması değilse şehidlik de şahidlik de yoktur, dolayısıyla Cennet de yoktur. 
Ebu Mûsâ (r.a.)’dan rivayet olunduğuna göre; “Peygamber’e (S)’e soruldu: ‘Cesaretini göstermek için, hamiyeti için ve gösteriş olsun diye savaşan adam… Hangisi Allah yolunda?’ Hz. Peygamber (S): ‘Kim, kelimetullah’ın yüceltilmesi için savaşırsa onun savaşı Allah yolundadır, diye buyurdu.’ “
Görülüyor ki uğrunda şehid olunup Cennete girmeyi hak ettirecek başka bir cihad hedefi, başka bir sancak yoktur. Çünkü tek hedef ve tek sancak “fi sebilillah”tır. Yoldan çıkmış kuşakların benimsediği başka tür düşünce ve bayraklar, isim ve gayeler değil…
Bu bakımdan dava adamlarının bu apaçık gerçeği çok iyi anlamaları gerekir. Ve bunu arı-duru ve her tür çarpıtmadan uzak bir şekilde, yaşadıkları ortamın mantığından ve sapıtmış kuşakların değerlendirmesinden etkilenmeden, kendi sancaklarını başka sancaklarla ve kendi düşüncelerini de akîdelerinin tabiatına yabancı olan başka düşüncelerle hiçbir şekilde karıştırmadan gönüllerine yerleştirmeleri gerekir. 
Böyle olmadı mı, “Allah için” olması söz konusu değildir. Çünkü o iş şeytan için yapılmıştır. Sonra böyle olmadığında “şahidlik” ve “şehidlik” de olmaz. Cennete girmek, Allah katından yardım görmek ve ayak sabitliğini elde etmek de olmaz. Çünkü bu durumda sadece karmaşa ve sapıtma söz konusu olabilir.
Şu halde Allah dininin davetçileri, cahilî düzenlerin “fisebilillah” temel şartıyla bağdaşmayan mantığından kendilerini, duygu ve düşüncelerini kurtarmak zorundadırlar. 
Şehidler, Allah’ın kendi yüce zatı için ayırmak üzere mücahidlerin arasından seçtiği kimselerdir. Âl-i İmran: 140. âyette; “Bu, sizden şâhidler/şehidler edinsin diyedir” buyurur. Öyleyse kişinin Allah yolunda şehid olması bir kayıp değildir. Bu, tamamen ilâhî bir seçim ve beğenidir; üstün ve özellikli kılma işidir.
Onlar, hiç kuşkusuz bizim anlayamayacağımız bir şekilde diridirler. Üstelik kendilerine Allah’ın lütfu da vardır. Allah katında kendilerine verilen rızık ve makam vardır. 
“Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma. Aksine onlar Rableri katında diri olup rızıklandırılıyorlar.” (Âl-i İmran: 169)
25.02.2022
Hazırlayan: Emrullah AYAN
 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Haber Akışı
© 2020    www.dengeradyo.com          Programlama: Murat Kaya