Hutbe: Kurbanlarınızdan Allah’a sadece takvanız ulaşır
“Onların (kurbanların) ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır…” (Hacc: 37) Kardeşlerim, bugün Hicrî Zilhicce ayının 10’u 1443/Cumartesi
İLKAV
09.07.2022 14:06
27 okunma
Paylaş
Hutbe: Kurbanlarınızdan Allah’a sadece takvanız ulaşır
“Onların (kurbanların) ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır…” (Hacc: 37)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Zilhicce ayının 10’u 1443/Cumartesi
Kurban; muayyen bir vakitte, muayyen bir hayvanı ibadet maksadıyla usulüne uygun olarak kesmektir.
Sözlükte yaklaşmak anlamına gelen kurban, Allah’a yaklaşmayı Allah yolunda malların feda edilebileceğini, Allah’a teslimiyeti ve şükrü ifade eder. Kurban, hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır.
Hutbemin başında okuduğum âyet, Allah'a ibadet için kesilen kurbanın önemli bir şartını belirtmektedir. Bir kurban, ancak samimiyet ve takva ile kesilmişse Allah tarafından kabul edilir. Nitekim burada onun ancak takva ile kesilirse kabul edileceği belirtilmektedir.
Yozlaşmış dinlerde kurbanların etleri, kanları vs. kutsal kabul edildiği için kanları kapılara ve alınlara sürülürdü. Etleri ve yağları yakıldığında dumanının Allah’a yükseleceği şeklinde inanışlar vardı. Mesela; Yahudîlikte iç yağı bunun için yenmez ve yakılır. Mekke müşrikleri de kestikleri hayvanların kanlarını Ka’be’nin kapılarına ve duvarlarına sürerlerdi.
Şerefli mü’minler, unutmayalım ki bu kurbanlarımızın ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’ın bize hiçbir ihtiyacı yoktur. Lâkin bizim takvamız Allah’a ulaşır. İbadetlerimizin dış formlarına hiç bakmaz Allah. O ibadetleri yaparken taşıdığımız takvalarımıza, Allah için taşıdığımız güzel niyetlerimize bakar. Yaptığımız kulluklara, haclarımıza, kurbanlarımıza, kurbanlarımızdan insanlara yedirmelerimize, namazlarımıza Allah’ın hiç mi hiç ihtiyacı yoktur. 
Evet, yaptıklarımızın tümünü biz kendimiz için yapıyoruz. Çünkü Allah Ganîdir, Allah zengindir. Allah hiç kimseye ve hiç kimsenin amellerine muhtaç değildir. Ne ibadetlerimize, ne çalışmalarımıza, ne gayretlerimize, O’nun hiçbir şeyimize ihtiyacı yoktur. Ne amellerimize, ne kulluklarımıza ne de bize ihtiyacı vardır Allah’ın. Bizi yalnızlığını gidermek veya amellerimizden istifade etmek için de yaratmadı. O, dilediği zaman da bizi yok etmeye muktedirdir. 
Öyleyse size hâkim olan, sizin üzerinize Kahhâr olan Rabbinize teslim olup O’nun istediği gibi bir hayat yaşayın. Asla O’nun emirlerine isyan içine girmeyin. Haccınızı Allah adına yapın, kurbanlarınızı Allah adına kesin. Hayatınızı Allah’ı yüceltme adına değerlendirin. Sadece Allah’a secde edin. Allah adına takvalı olun. Lebbeyk deyin. Buyur ya Rabbi! Emret ya Rabbi! Emrine hazırım ya Rabbi! Diyerek bu hayatı Allah için güzelce değerlendirin. Unutmayın ki sizden Allah’a sadece takvalarınız, teslimiyetleriniz ulaşacaktır.
Tevhîdî dünya görüşünde hayatın amacı; kurbandır yani Allah’a yakınlaşmak; O’nun rızasını, hoşnutluğunu, sevgisini kazanma yarışına girip birinci olmaya çalışmaktır. Allah’a yakınlaşmanın anlamı ise, manevîdir. Değil mi ki, Yüce Allah’ın bir mekânı yoktur, öyleyse O’na yakınlaşma çabası maddî olamaz.
Bu yüzden müşriklerin yakınlaşmak için Allah’a ibadette aracı koyma düşünceleri yanlıştır. Çünkü Yüce Rabbimiz insanoğluna şah damarından daha yakındır. Uzakta değildir ki, O’na yakınlaşmak için araçlar aransın. Allah ile yakınlaşmak; O’nun övgüsünü ve takdirini elde etmek için nefsimizin kötü arzularını kurban etmek lazımdır. Salih amellerimizi bereketli ekinler gibi çoğaltan Rabbimize takdimler sunmak, O’na manevî olarak yakınlaşmak yeterlidir. Yoksa müşriklerin yaptığı gibi, Allah’a yaklaştırır diye düzmece hayallerin ürünü olan aracılar edinip, onların dünyada ve âhirette şefaatçi/torpilci olacaklarına dair onlara bel bağlamak batıl bir kurbet/yakınlaşma şeklidir. Konu ile ilgili olarak Ahkâf Suresi 28. âyeti mealen  okuyalım:
“Allah'ı bırakıp O'na yakınlık sağlamaları için edindikleri ilâhlar kendilerine yardım etseydi ya!? Aksine onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanı ve uydurmakta oldukları şeydir.”
İktirab’ın yani Allah’a yakınlaşmanın anlamı mecâzîdir. Rabbimize yakınlaşmak, mesafe olarak uzakta olan birine yakınlaşmak gibi değildir. Yüce Allah’a yakınlaşmak için herhangi bir araca değil, vesileye ihtiyaç vardır. Vesile ise herhangi bir maddî veya manevî varlık değil, manevî yakınlık sağlayan somut salih amellerdir. Tabii ki, bu salih amellere kaynaklık eden, imanla birlikte içimizde oluşması gereken takva elbisesinin rolü, olmazsa olmaz mesabesindedir.
Kurban ile Allah’ın sevgi ve rızasını kazanmak hayatın gayesidir. Bu konuda İbrahim ve İsmail peygamberler Vedûdiyette, Tevhîd’in sevgide Allah’ı zat ve sıfatlarında tek olarak bilmenin numûne-i imtisâlidirler. İkisi de hayatta en sevdiklerini Yaratıcı’nın rızası için feda etmede hiçbir kararsızlık göstermemişlerdir.
Onların Allah için, feda etme ve feda edilme bilinçleri, örnek olarak bizlere hatırlatılmaktadır. Çünkü onlar Allah’ın fedâisidirler. İbrahim Peygamber hayatta en sevdiği oğlunu Allah’a kurban edecek kadar Tevhîdî bilince sahiptir. İsmail Peygamber ise, Allah için kurban edilmeyi göze alacak kadar, yüreğinde Tevhîdî bilinç taşımaktadır.
Unutmayalım ki, biz de onlar gibi “Rabbin yolunda fedakârlık şuuru”na sahip olmadıkça imanımızın kalelerini şeytana karşı perçinleyemeyiz. 
09.07.2022
Hazırlayan: Emrullah AYAN 
 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Haber Akışı
© 2020    www.dengeradyo.com          Programlama: Murat Kaya