Hutbe: “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, bilakis onlar diridirler fakat siz fark edemezsiniz” 2/154
Değerli Müslümanlar bugün hicri 1444 Safer ayının 6’sı Cuma. Rabbimiz günlerimizi rızası istikametinde geçirmeyi lütfetsin. Hesabımızı kolaylaştırsın. Bugünkü hutbemiz Üstad Seyyid Kutub’un şehadeti üzerine olacak. Üstad bundan tam 56 yıl önce 29 ağustos 1966 günü dönemin firavnu Abdunnasır tarafından şehid edilmiştir. Rabbim tüm İslam şehidlerinin makamlarını yüceltsin .
Hayati İsaoğlu
02.09.2022 14:17
99 okunma
Paylaş
SEYYİD KUTUB VE METODUN RABBANİLİĞİ
 
Hutbe: “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, bilakis onlar diridirler fakat siz fark edemezsiniz” 2/154
Değerli Müslümanlar bugün hicri 1444 Safer ayının 6’sı Cuma. Rabbimiz günlerimizi rızası istikametinde geçirmeyi lütfetsin.  Hesabımızı kolaylaştırsın.  Bugünkü hutbemiz Üstad Seyyid Kutub’un şehadeti üzerine olacak. Üstad bundan tam 56 yıl önce 29 ağustos 1966 günü dönemin firavnu Abdunnasır tarafından şehid edilmiştir. Rabbim tüm İslam şehidlerinin makamlarını yüceltsin .
Seyyid Kutub mücadele dolu hayatında çok değerli ve derinlikli eserler kaleme aldı. Ben hutbemde “Yoldaki İşaretler” kitabından bir bölümün tahlilini sizlere özetleyerek paylaşmak istiyorum. 
Kur’an Metodunun Özelliği başlığı bağlamında kendisi şu tespitlerde bulunmuştur. “Kur'an’ın Mekke’de inen kısmı, Peygamberimize (S) tam on üç yıl boyunca tek bir davadan bahsetti. Kur'an’ın Mekke'de inen kısmında bu dinin başlıca davası, en büyük davası, temel davası olan inanç ile ilgilendi. Bu davanın temelinde uluhiyet, kulluk ve bu ikisi arasındaki ilişki yatıyordu. Kur'an bu gerçekle «insana» sesleniyordu.
«La ilahe illallah>> kelimesinin uluhiyet kavramının taşıdığı en önemli özelliği haksız yere yeryüzündeki otoriteye el koyan güçlere karşı bir baş kaldırma olduğunu, Allah’ın izni olmaksızın kendilerince uydurulan yasalar uyarınca cemiyeti yöneten otorite mihraklarına karşı çıkmak demek olduğunu Araplar biliyorlardı. Dillerinin inceliklerine vakıf oldukları için «la ilahe illallah» cümlesinin öz manasını iyi bilen insanlar olarak Arapların bu çağrının, kendi durumları açısından, başlarındaki reisler ve otorite temsilcileri açısın¬dan ne demek olduğunun farkında olmadıkları düşünülemez Peygamberimiz (S) bu din ile gönderildiği zaman en verimli ve zengin Arap bölgeleri Arapların elinde değildi, başka milletlerin elindeydi.
-Denebilir ki, Peygamber olmadan önce Kureyş kabilesinin ileri gelenleri tarafından hakem tayin edilen ve Allah Resülü olarak görevlendirilişinden on beş yıl önce verdiği hüküm hoşnutlukla karşılanan “güvenilir” ve “emin” lakablı, Kureyş kabilesinin en soylu oymağı Haşimoğullarının bir koluna mensup olan Hz. Muhammed (S): Hiç şüphesiz, iç ayaklanmalarla didişmelerin yiyip bitirdiği Arap kabilelerini biraraya getirmeyi amaçlayan bir Arap kavmiyetçiliği şuuru uyandırabilir, bu kabileleri kavmiyetçi bir hedefe yönelterek güneyde Pers ve kuzeyde Bizans imparatorlukları tarafından sömürge olarak el konan topraklarını kurtarabilirdi. Bundan sonra da “Arapçılık” ve “Arap kavmiyetçiliği” bayrağını dalgalandırarak Arap yarımadasının tümü üzerinde ırka dayalı bir birlik kurabilirdi. Söylenebilir ki, Peygamber'imiz (S) böyle bir çağrı ile ortaya çıksa, on üç yıl boyunca sıkıntı çekeceği yerde, her yöreden tüm Araplar çağ¬rısına koşarlardı.
-Yine ileri sürülebilir ki, bütün Araplar çağrısına uyarak O'nu yönetim ve önderlik mevkiine geçirince, her türlü devlet yetkisini elinde toplayınca, prestijinin doruk noktasındayken, bütün bu imkanları, tevhid inancını yerleştirme uğrunda kullanması çok daha kolay olurdu, insanları önce beşeri hakimiyeti altına aldıktan sonra onlara Rabblerinin egemenliğinde kul olmayı daha rahat benimsetebilirdi. Fakat her şeyi bilen  Allah, elçisini bu yöne yöneltmedi. O'nu «la ilahe illallah» diye haykırarak ortaya çıkmaya, böylece hem kendisini hem de çağrısına inanan bir avuç mümini tüm geçmiş elçilerin hayatlarında olduğu gibi türlü sıkıntılara katlanmaya yöneltti! Niçin? Hiç şüphesiz, Allah Elçisini ve yanındaki müminleri sıkıntıya sokmak istemez. Tersine kavmiyet çağrısı ile ortaya çıkmanın yararlı bir yol olmadığını Allah bildiği için elçisini böyle yönlendirdi. Toprağı Bizanslı zorbanın (tağut'un) veya Persli zorbanın elinden kurtarıp Arap bir zorbanın eline vermek çıkar yol değildi. Çünkü zorbanın her çeşidi zorba idi. Toprak Allah’ındı ve Allah için kurtarılması gerekirdi. 
-Peygamber'imiz (S) bu dinle gönderildiği zaman Arap toplumu adalet ve servet dağılımı açısından alabildiğince kötü bir durumda idi. Çok ufak bir azınlık, gelir kaynakları ile ticareti elinde tutuyor, faize dayalı işlemler yolu ile ticaret ve gelir kaynaklarını katmerli bir biçimde artırıyordu. Geride kalan ezici çoğunluk ise açlık ve sefaletten başka hiç bir şeye sahip değildi. Servet sahipleri, aynı zamanda, şeref ve itibarın da sahipleri idiler. Büyük çoğunluk ise gelir kaynağı ile itibarı birlikte yitirmişlerdi! 
Peygamber'imiz (S) bu yoksulluk ve yolsuzlukları gündem yapıp sosyalist bir bayrak açarak varlıklı zümreye karşı savaş açabileceği, kurulu yerleşik düzeni değiştirmeyi gaye edinen bir çağrıyı gündemleştirmek sureti ile davasını ve davetini sürdürebilirdi. 
-Yine denebilir ki, Peygamber'imiz (S) bu dini, ahlakı güçlendirecek, cemiyeti arıtacak ve vicdanları temizleyecek bir reform (ıslahat) çağrısı arkasında mücadelesini verebilirdi. İleri sürülebilir ki, Peygamberimiz (S) o takdirde, ahlak ıslahatçısının her cemiyette bulabileceği, içtimai kirlilikten rahatsızlık duyan, ıslah ve arıtma çağrılarına katılmaktan iftihar ve vicdan rahatlığı bulan temiz insanların desteğini yanında bulurdu. 
Bu dinin bağlıları iyi bilmelidirler ki, bu din aslında nasıl ilahi kaynaklı bir din ise, onun hareket metodu da özelliğine uygun olarak yine İlahidir. Bu dinin özünü, hareket metodundan ayırmak mümkün değildir.
İslam’da metod öze eşittir, aralarında ayrılık yoktur. Kur’an’ın onay vermediği hiç bir metod, meşru değildir. 
Son olarak Üstad idamdan kurtulması için kendisine Abdünnasırdan özür dilemesi ve şimdiye kadar yazdıklarından vazgeçtiğini belirtmesi sonucunda bağışlanacağı teklif edildiğinde şu unutulmaz hikmet dolu cevabı vermiştir :
”Eğer Allah kanunu ile mahkum edilmişsem ben Hakkın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkum olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah’a şükürler olsun ki 15 sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem. Namazda Allah’ın birliğine şehadet eden parmağım asla tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır”
İdama götürülürken de kendisine iman telkininde bulunmak için görevlendirilen ezher müftüsüne de şu cevabı vermiştir:
Sen bu komediyi tamamlayan son figür müsün? Sen o dediğin kelime ile ekmek yiyorsun, o kelimeyi söylediğin için Ezher'de sana maaş veriyorlar. Bense O kelime için ipe çekiliyorum...”
Rabbimiz bizleri bu izzetli davanın izzetli adamlarından olmayı lütfetsin. Bizleri Şehidlerle ve Salihlerle birlikte haşreylesin.. Amin..   
02.09.2022 
Hayati İsaoğlu 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Haber Akışı
© 2020    www.dengeradyo.com          Programlama: Murat Kaya