Hutbe: Put ve putçuluk
“(İbrahim) Dedi ki: 'O halde, siz Allah'ın yanı sıra sizlere hiçbir fayda ve zararı olmayan şeylere mi tapıyorsunuz? Yuh size ve Allah'ın yanı sıra taptıklarınıza! Siz yine de akıllanmayacak mısınız!?’ ” (Enbiya: 66, 67)
Hayati İsaoğlu
10.11.2023 14:07
220 okunma
Paylaş

Hutbe: Put ve putçuluk

“(İbrahim) Dedi ki: 'O halde, siz Allah'ın yanı sıra sizlere hiçbir fayda ve zararı olmayan şeylere mi tapıyorsunuz? Yuh size ve Allah'ın yanı sıra taptıklarınıza! Siz yine de akıllanmayacak mısınız!?’ ” (Enbiya: 66, 67)
Değerli Müslümanlar, bugün Hicrî Rabiü’l-Âhir ay’ının 26’sı 1445/Cuma

Rabbimiz, bizleri hayatını putlardan uzak, tevhid istikametinde, şirkle mücadele kararlılığında geçirme bahtiyarlığına erdirsin. Tarih boyunca risâlet öncülerinin mücadele esaslarının temelini tevhidi zedeleyen, tek Allah’a kulluğa mani olan put ve putçuluk oluşturmuştur. Bu edinilen putlar ister ölü ya da diri, ister canlı ya da cansız olsun fark etmez. Kaynaklarımıza baktığımızda putlaştırılan şahısların ya manevi önder durumunda olan salih bir zât veya siyasî bir otorite olduklarını görmekteyiz. Kur’an’da buna dair birçok örnek bulunmaktadır. Baal, vedd, suva, yeuk, yeğus, nesr, lat, menat, uzza gibi isimleri zikredilen birçok puttan söz eder. Belki bu yaşayan şahısların kendilerini toplumlarının putlaştırdıklarını dahi bilmemektedirler. Burada sorumluluk onları Allah’ın yanı sıra ilah edinenlerdedir.
Hutbemin başında bir kısmını okuduğum âyetlerde (Enbiya/57-67) işaret edildiği gibi İbrahim (a) yaşadığı çağın insanlarını düşünmeye sevk etmek için bir plan düşünmüş ve gerçekleştirmiştir. Ama basiretleri körleşmiş insanların düşünmelerini bekleyip hidayeti bulmaları kolay olmamaktadır. Ve hakikati düşünecekleri yerde İbrahim (a)’ı cezalandırmak sureti ile putlarına yardım edip, putçuluğa devam etmeyi daha cazip görmüşlerdir. Ve İbrahim (a)’ı cezalandırmışlardır. Ama o aynı kararlılıkla ve tavizsizlikle mücadelesine devam etmiştir.
Rabbimiz onun örneğini Mümtehine suresi 4. âyette kıyamete dek tüm davetçilere örnek olsun diye vermiştir: “Sizin için İbrahim ve onunla beraber olanlarda güzel bir örnek vardır. Hani onlar toplumlarına şöyle demişlerdi: Biz, şüphesiz sizden ve Allah'ın yanı sıra taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddediyoruz. Sizinle aramızda, siz Allah'a tek olarak iman edinceye kadar sürecek bir düşmanlık ve nefret belirmiştir.”
Nuh (a) döneminin putları içinde aynı şeyler geçerlidir. Konu ile alâkalı tefsir kaynaklarımız, salih ve saygın birer şahsiyet olan ismi zikredilen insanları unutmamak için heykellerinin yapıldığını ancak bir dönem sonra karşısına geçip saygı ile tapınma davranışları sergilediklerini, huzurunda durmaktan huşu duyduklarını, ruhaniyetlerinden yardım beklediklerini kaydetmektedir.
Muhammed (S) dönemindeki Lat, Menat, Uzza, Hubel isimli putlaştırılanlar hakkında da aynı şeyleri söylemek mümkündür. İlgili putlar Ka’be’de olup her birisi bir kavmin sembolü durumunda idi. Müşrikler bu putlar aracılığı ile sözde Allah’a tapmakta idiler. Yani bu putlara tapan müşriklerin, gerek İbrahim (a)  gerekse Muhammed (a) döneminde yaşamış olan insanların kendilerince mantıklı bir açıklamaları bulunmaktadır. Ayrıca, dönemin heykelleri sanat abidesi olarak da görülüyordu.
Sahabe dönemine ait bir örneği hatırlayacak olursak; Rıdvan biatının gerçekleştirildiği yerde bulunan “bey’at-ü Rıdvan” diye bilinen ağacı rivayete göre Hz. Ömer kestirmiştir. Hz. Ömer bazı Müslümanların o ağaca gerekenden fazla önem vermelerini, yolcuların orada durup, bazı gereksiz davranışlarda bulunmalarını, bazı kutsama hareketlerini şirke sebebiyet vermesinden endişe ederek kestirmiştir. Hz. Ömer’in tevhidî hassasiyeti ona bunu yaptırmıştır.
Tüm bu putlara tapanların cansız ağaçtan veya taştan yapılmış heykeller tapınmanın saçmalığının farkında olan aslında zeki insanlar olduklarını biliyoruz. Şöyle ki; onları bu yaptıkları davranışlara iten sebep hem nasıl cömert, iyi insanlar olduklarının hatırası hem de bu tapındıkları nesnelerin arka planında kabul ettikleri onlara ait bir ruhaniyet ve çağlara damga vuran yeniliklerin temsilcisi olduklarına ait inançtır. Yani öyle çağdaş (!), devrimci (!) değişiklikler gerçekleştirmişlerdir ki unutulmamayı ölümsüzlüğü (!) hak etmişlerdir. İşte bu gerekçelerle gerek bu isimleri anılan gerekse anılmayan kişiler için iyi niyetle Allah’a yaklaştırıcı âyinler, ibadetler, törenler de düzenlenmiştir, düzenlenmektedir.
Değerli Müslümanlar, İslâm dini Allah’ı her şeyin üzerinde görür, hiçbir şeyi O’nunla kıyaslamaz. Allah’a yapılması istenen davranışları ne peygambere ne de bir başkasına yapılmasından asla razı olmaz. Yalnız Allah’a yapılması istenen davranışların başkasına da yapılması haline şirk adını verir ve tüm insanlığı bunlardan uzaklaştırmak ister.
Allah’ın karşısında gösterilmesi istenen duruş, kıyam hâli peygambere dahi gösterilemez. Böyle davranış peygamberi putlaştırmak olur. Hiçbir insan kıyamda Allah’ın huzurundaki gibi bir davranışı hiçbir ölü ya da diriye gösteremez. Yani Allah’a hiçbir şey denk olamaz. Hem hüküm konusunda hem kendisine yapılan kulluk davranışları konusunda…    
Bu yapılanların benzerlerini tüm İslâm âleminde fazlası ile görmekteyiz. Her bölgenin siyâsî veya ruhânî önderi durumunda olan şahısların kabirlerinde yapılan törenler, anıt defterlerine yazılıp çizilenler, ruhaniyetlerinden yardım beklemeler hep şirkin günümüz uzantılarıdır. Oysaki Rabbimiz: “Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ne zaman diriltileceklerinin de farkında olamazlar.”  “Sen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.” 27/81
“ Dirilerle ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine duyurur. Sen kabirlerde olanlara duyuracak değilsin.” 35/22,  16/21, 6/36, 30/52 gibi âyetler tefsire dahi ihtiyaç duyulmaksızın günümüze ışık tutmaktadır. Ama buna rağmen tüm bunlar akıl edilmeden, vahye kulak verilmeden meşrulaştırılmaya çalışılmakta ve eleştirenler dışlanmaktadır.
Dahası sosyal medyadaki bir takım fotoğraflara baktığımızda heykellerin karşısında secde haline getirilmiş saf, temiz yavrulara yaptırılanların İbrahim (a) Salih (a) ve Muhammed (a) kavimlerinin yaptıklarından bir farkının olmadığını ifade etmek gerekir.
İslâm’ın emrettiği ve yasak kıldığı tüm ilkeler, prensipler kıyamete kadar sürecek nitelikte, netlikte ve berraklıktadır. Her döneme ait kirlilikler olacaktır. Ancak tüm bunlar Kur’an’ın aydınlığında bir toplumun şahidliğinde yok olacaktır.
10.11.2023
Hazırlayan: Hayati İSAOĞLU

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Haber Akışı
© 2020    www.dengeradyo.com          Programlama: Murat Kaya
Adres : Strazburg caddesi Eti mahallesi 18/1 Sıhhıye/ANKARA - Tel :  0 312 232 3535