Hutbe: Mü’minler gayba iman ederler
"Onlar, gaybe iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler." (Bakara: 3) Kardeşlerim, bugün Hicrî Rabiu’l-Evvel ayının 4’ü 1444/Cuma
Emrullah Ayan
30.09.2022 13:56
86 okunma
Paylaş
Hutbe: Mü’minler gayba iman ederler
"Onlar, gaybe iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler." (Bakara: 3)
Kardeşlerim, bugün Hicrî Rabiu’l-Evvel ayının 4’ü 1444/Cuma
Kur'an'la hidayete ulaşabilmenin şartlarından biri de "gayb"e yani, duyularla algılanamayan ve insanın deney ve gözlemlerine konu olamayan şeylere iman etmektir. Allah, melekler, vahiy, öldükten sonra dirilme, Cennet, Cehennem vb.nin tadılıp koklanamayacağı ve ölçülüp tartılamayacağı bilinen bir gerçektir; bu tür şeyler fiziksel dünyadaki birçok durumda olduğu gibi, uzmanlara yani peygamberlere güvenilerek kabul edilmelidir. Bu nedenle, sadece, "gayb"e iman eden bir kimse Hidayet'ten bir pay alabilir. Sadece duyularla algılanabilen şeylere inanan kimseye gelince, o bu Kur’an’dan hidayet alamaz. 
Değerli kardeşlerim, takva sahiplerinin ruhları ile diğer fizik ötesi gerçekler, güçler, enerjiler, yaratıklar ve varlıklar arasına duyu organları engel olarak giremez.
Görünmeyene inanmak; insanın, sadece duyu organlarının algılama kapasitesi ile yetinen hayvanlık düzeyini aşarak insanlık mertebesine yükselmesini sağlayan ilk eşiktir. O insan ki, varlık âleminin, duyu organları ile ya da duyu organlarının uzantısı olarak görev yapan aygıtlar âlemi ile algılayabildiği küçük ve sınırlı kesimden çok daha geniş çaplı olduğunun bilincindedir. 
Bu bilinç, insanın tüm varlık âleminin mahiyetini, kendi öz varlığının mahiyetini, bu varlık âleminin yapısında bulunan güçlerin mahiyetini, fizik ve fizikötesi varlık âleminde bulunan güç ve plân ile ilgili algılarının sağlıklı olmasını derinliğine etkileyen bir düşünce aşamasıdır. Aynı zamanda yeryüzündeki hayatını da derinliğine etkilemektedir. Çünkü sadece duyu organlarının algılayabildiği dar bir alanda yaşayan biriyle, sezgisi ve basireti sayesinde kavradığı büyük bir evrende yaşayan insan bir değildir. Zira basiretini kullanan bu insan, bu büyük âlemin kıvrımlarında ve derinliklerinde barındırdığı yankıları ve gizli mesajları algılar. 
Yine bu insan kısacık ömrü ve kısır şuurunun yardımıyla algıladığı dünyanın geniş âlem içinde bir hiç olduğunu, asıl evrenin ise hem zaman hem mekân bakımından çok daha geniş olduğunu anlar. Asıl âlemin; gözleriyle, duyu organlarıyla algıladığı fizikî âlem değil, gizli sırlarla dolu fizikötesi âlem olduğuna inanır. Sadece fizikî âlemle yetinen biri ile bir olur mu böyle bir insan?  
Zaten gözlerin algılayamadığı ve akılların kavrayamadığı ilâhî zat gerçeği işte bu fizikötesi âlemden kaynaklanır, varlığı onun varlığına dayanır. Böylesine yüksek bir bilincin oluşması halinde sınırlı alanlı düşünce yeteneği dağınıklıktan, parçalanmaktan, yaratılış amacı dışındaki işlerle uğraşmaktan, kavrama gücüne sahip olmadığı işlemlerle oyalanmaktan, faydasız yerlerde boşu boşuna harcanmaktan korunmuş olur.
Sebebine gelince, insana bağışlanan düşünme yeteneği ona yeryüzündeki halifelik fonksiyonunu yerine getirmesi için bağışlanmıştır. Bu demektir ki, insan düşünme yeteneğini kullanarak içinde yaşadığı hayatın sorunlarını çözmekle yükümlüdür. 
O, bu hayatın problemlerini ve imkânlarını enine-boyuna inceler, çalışır, üretir, bu hayatı daha gelişmiş ve daha güzel hâle getirir. Şu şartla ki; söz konusu düşünce gücü, varlık âleminin bütünü ve bu varlık bütününün yaratıcısı ile doğrudan ilişkili olan ruh gücü ile dayanışma halinde olmalı ve akılların kavrayamayacağı gayb âlemindeki meçhule, bilinmeze pay bırakmalıdır. 
Bunun yerine gücü yeryüzü ve üzerindeki pratik hayatın boyutları ile sınırlı olan akılla, üstelik ilham verici ve ufuk açıcı ruhla dayanışma halinde olmaksızın ve akılların almayacağı gayb âlemine pay tanımaksızın fizikötesi âlemi kavrama girişimine gelince, böyle bir girişim her şeyden önce başarısız kalmaya mahkûmdur.
Ayrıca yanılgıya dayalı boş bir girişimdir. Başarısızlığa mahkûmdur; Çünkü bu alanı, yani fizikötesi âlemi gözlemek üzere yaratılmamış olan bir aracı kullanıyor. Boş bir girişimdir; çünkü böyle bir alanı kavramak üzere yaratılmamış olan akıl enerjisini boş yere harcıyor.
İnsan aklı, öncelikle tartışmasız kural olan, "sınırlının sınırsızı kavrayamayacağı" yani Kur’an’ın ifadesiyle “Gözler onu ihata edemez!” ilkesini kabul edince öz mantığına duyacağı saygının sonucu olarak kabul etmek zorunda kalır ki; sınırsızı, yani mutlak gerçeği kavraması imkânsızdır ve onun meçhûlü idrak edememesi, bu bilinmezin gaybın gizli âlemindeki varlığı ile çelişmez. 
Bu durumda gayb âlemini kavrama fonksiyonunun aklın dışında bir başka yeteneğe havale edilmesi gerekir ve bu konudaki bilginin, açığı-gizliyi, görüneni-görünmeyeni bilgisinin kapsamı içinde bulunduran ve her şeyden haberdar olan yüce Allah'tan alınması kaçınılmazdır.
Aklın mantığına saygı gösterilmesi anlamına gelen bu tutum, müminler tarafından tam anlamı ile benimsenmiştir. Bu tutum, aynı zamanda takva sahiplerinin ilk niteliğidir. Görünmeyene (gaybe) inanmak, insanın hayvanlar âlemi düzeyinin üstüne yükselmesi konusunda yol ayrımı oluşturur. Fakat günümüzün materyalistleri, bütün zamanların materyalistleri gibi insanı, duyu organlarının algıladıkları dışında hiçbir varlığın onaylanmadığı hayvanlık düzeyine indirmek istiyor ve bu kavrama körlüğüne "ilericilik" adını veriyorlar. Oysa bu yaklaşım, yüce Allah'ın, müminleri içine düşmekten koruduğu bir tersine gidiştir. Allah, müminleri bu tersine gidişten koruyarak "görünmeyene inanmak" sıfatını onların ayırıcı niteliklerinden biri yapmıştır.
30.09.2022
Hazırlayan: Emrullah AYAN
 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Haber Akışı
© 2020    www.dengeradyo.com          Programlama: Murat Kaya